Batı müziği çalgılarının bu coğrafyaya girişi saray çevresiyle başladı. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında sarayda bir müzik kurumu oluşturuldu. Bu kurum askeri bando geleneğiyle birlikte orkestra çalışmasını da kapsıyordu. Yönetimi için Avrupa'dan müzisyenler davet edildi.
Eğitim programı Batı notası, orkestra çalgıları ve topluluk çalışması üzerine kuruldu. Yaylı çalgılar bu programın parçasıydı ve viyolonsel de bunlar arasındaydı. Başlangıçta amaç saray törenleri ve resmî etkinliklerdi. Zamanla kurum düzenli konserler veren bir topluluğa dönüştü.
Bu topluluk, cumhuriyet döneminde kurulan orkestraların temelini oluşturdu. Böylece viyolonsel bu coğrafyada önce topluluk çalgısı olarak yerleşti. Solo icra ve bireysel eğitim daha sonra gelişti. Bu sıralama birçok ülkede benzer biçimde yaşanmıştır.
Orkestra ihtiyacı çalgıyı getirir, eğitim kurumları sonra kurulur. Bugün viyolonsel eğitimi konservatuvarlarda ve özel kurumlarda birlikte yürütülüyor. Bu iki yol farklı hedeflere hizmet ediyor ve birbirinin yerine geçmiyor.
Bu kurumda kullanılan nota ve metot kaynakları da Avrupa'dan getirildi. Eğitim dili ve terimler bu yolla yerleşti; bugün kullanılan birçok terim aynı dönemden geliyor.
Derslerimizde kursiyerin hedefine göre konservatuvar hazırlığı ya da bireysel program kurulur.