Viyolonselin ilk yaygın işlevi bas hattını taşımaktı. Barok toplulukta bu hat, klavyeli bir çalgıyla birlikte armonik zemini kuruyordu. Bu düzene continuo denir ve viyolonsel onun değişmez üyesiydi. İşlev önemliydi ama görünürlük düşüktü.
Dinleyici çizgiyi duyuyor, çalgıyı ayırt etmiyordu. Durum on sekizinci yüzyılda değişmeye başladı. Çalgının teknik olanakları arttıkça besteciler ona solo bölümler yazdı. Bu dönemde viyolonselci besteciler önemli bir rol oynadı.
Çalgıyı bilen bir bestecinin yazısı, sınırları zorlarken elin doğal uzanımını gözetir. Bu sayede zorluk müzikal bir amaca bağlandı. Üst bölge kullanımı ve başparmak konumu bu dönemde yerleşti. Başparmağın klavye üzerine konması, elin çok daha yukarı çıkmasını mümkün kıldı.
Bu tek teknik yenilik repertuvarın alanını belirgin biçimde genişletti. On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde viyolonsel artık bir solo çalgıydı. Buna karşılık bas hattı taşıma işlevi hiç kaybolmadı ve bugün de sürüyor.
Bu dönüşüm nota yazımına da yansıdı. Bas hattı yazan besteciler zamanla daha ayrıntılı ifade işaretleri eklemeye başladı ve viyolonsel partisi artık yalnız bir çizgi olmaktan çıktı.
Derslerimizde bu iki işlev, solo repertuvar ve topluluk çalışması olarak birlikte sürdürülür.